İtikadi Fırkalar Hangileridir? Açıklamalı Kitap Özeti Oku İndir

İtikadi Fırkalar Hangileridir? Açıklamalı Kitap Özeti Oku İndir

İtikadi Fırkalar Hangileridir? Açıklamalı Kitap Özeti Oku İndir Ehli Sünnet, Ehli Bid’at, Selefiyye, Eş’ariyye, Maturidiyye, Mu’tezile, Cebriyye, Haricilik, Şia, İmamiyye, Zahiriyye, Caferiyye, Zeydiyye



İtikadi Fırkalar Hangileridir? Açıklamalı Kitap Özeti Oku İndir

Ehli Sünnet, Ehli Bid’at, Selefiyye, Eş’ariyye, Maturidiyye, Mu’tezile, Cebriyye, Haricilik, Şia, İmamiyye, Zahiriyye, Caferiyye, Zeydiyye

Akaid mezhepleri, Şia, Mu’tezile, Havaric gibi belli topluluklara nisbet edildiği gibi kurucusuna izafetle de anılmıştır: Maturidi, Eş’ari gibi… Ana akaid mezheplerinin ayrıldığı kollar da fıkıh mezhepleri gibi daha cok bir şahsa nisbet edilmiştir. Akaid mezhepleri icin daha cok “grup” anlamına gelen “fırka” (coğulu fırak), “goruş” anlamına gelen “makale” (coğulu makalat) ve “anlayış tarzı” manasına gelen “nihle” (coğulu nihal) kelimeleri kullanılır. Akaid mezhepleri, ehl-i sunnet (fırka-i naciye) ve ehl-i bid’at olmak uzere ikiye ayrılarak incelenmiştir.
Ehl-i Sünnet: Hadiste gecen “kurtuluşa erenler” ifadesinden hareketle “fırka-i nâciye” (kurtuluşa eren grup) adı da verilmiştir. Ehl-i sunnet, Allah’ın zatı, sıfatları, alemin yaratılışı, kader, peygamberlik, mucize ve keramet, şefaat, haşir ve ahiret gibi İslam akaidinin temel konularında fikir birliği icinde olmakla beraber, bu konuların detaylarında, izah ve yorumlanmasında farklı goruşlere de sahip olmuş, bu sebeple kendi arasında, Selefiyye, Maturidiyye ve Eş’ariyye olmak uzere uce ayrılmıştır. Selefiyye’ye “Ehl-i sünnet-i hâssa”, Maturidiyye ve Eş’ariyye’ye “Ehl-i sünnet-i âmme” de denilir.
Ehl-i Bid’at: Ehl-i sunnet’e muhalefet eden mezhep ve gruplar anlamında kullanılır. Buna gore ehl-i bid’at terimi, ehl-i sunnet teriminin karşıtıdır. Galiyye, Batıniyye, Yezidiyye gibi ehl-i bid’at sayılan mezheplerin bir kısmı, goruşleri itibariyle İslam ve iman cercevesinin dışında kalırlar. Bir kısmı da sunnete aykırı davranmış olurlar; fakat goruşleri kendilerini din dışında bırakmaz. Bunlar ehl-i kıbledirler ve İslam ummetine mensupturlar: Hariciyye, Mu’tezile, Şia gibi… Bid’atci mezhepleri, Mu’tezile, Hariciyye, Şia, Murcie, Muşebbihe ve Cebriyye olmak uzere genelde altı gruba ayırmak mumkundur.
Selefiyye: İman esaslarıyla ilgili konularda ilk donem bilginlerini izleyerek ayet ve hadislerdeki ifadelerin zahiri ile yetinip bunları aynen kabul eden, teşbih ve tecsime duşmeyen (Allah’ı yaratıklara benzetmeye ve cisim gibi duşunmeye yeltenmeyen), bunları başka bir anlama cekme (te’vil) yoluna gitmeyen Ehl-i sunnet topluluğunu belirtmek icin kullanılır. Allah’ın zati, fiili ve haberi sıfatlarının hepsini te’vilsiz, nasılsa oyle kabul ettiği icin Selefiyye’ye “Sıfâtiyye” de denilmiştir. İmam Şafii, İmam Malik, Ahmed b. Hanbel bir kısım goruşleri itibariyle Ebu Hanife- Evzai, Sevri gibi muctehid imamlar, Buhari, Muslim, Ebu Davud, Darimi, İbn Mende, İbn Kuteybe ve Beyhaki gibi hadisciler, Taberi, Hatib el-Bağdadi, Tahavi, İbnu’l-Cevzi ve İbn Kudame gibi bilginler Selef duşuncesinin onde gelen isimleri arasında sayılabilir. İlk donem (mutekaddimun) Selefiyye anlayışının en belirgin ozelliği akaid sahasında akla rol vermemek, ayet ve hadisle yetinmek, manası apacık olmayan, bu sebeple de başka manalara gelme ihtimali bulunan ayet ve hadisleri yorumlamadan, bunları bilmeyi Allah’a havale etmektir. Sonraki donemin en meşhur Selef alimleri (muteahhirin-i Selefiyye) arasında İbn Teymiyye, İbn Kayyim el-Cevziyye (o. 1350), İbnu’l-Vezir (o. 40/1436), Şevkani (o. 1834) ve Mahmud Şukri el-Alusi (o. 1924) sayılabilir. En yoğun oldukları ulkeler Suudi Arabistan, Kuveyt ve Korfez ulkeleridir.
Eş’ariyye: Akaid konusunda Ebu’l-Hasan Ali b. İsmail el-Eş’ari’nin goruşlerini benimseyen Ehl-i sunnet mezhebine verilen isimdir. Mezhebin kurucusu olan İmam Eş’ari, (873) yılında Basra’da doğmuş, kırk yaşına kadar Mu’tezile mezhebine bağlı kalmış, sonra “uc kardeş meselesi” diye bilinen meselenin tartışmasında hocası Ebu Ali el-Cubbai’ye (o. 916) ustun gelmiş, hocasının goruşlerini doyurucu bulmadığı icin Mu’tezile’den ayrılmış ve Eş’ariliği kurmuştur. İmam Eş’ari, Allah Teala’nın ezeli sıfatları bulunduğunu kabul etmiş, inanc konularında akla da değer vererek, ayet ve hadislerin yanında akli deliller de kullanmıştır. En meşhur Eş’ari kelam bilginleri arasında, Bakıllani (o. 1013), İbn Furek (o. 1015), Cuveyni (o. 1085), Gazzali (o. 1111), Şehristani (o. 1153), Amidi (o. 1233), Fahreddin er-Razi (o. 1210), Kadi Beyzavi (o. 1286), Teftazani (o. 1390) ve Curcani (o. 1413) sayılabilir. Eş’arilik, daha cok Mu’tezile’ye bir karşı tez olarak doğmuştur. Bu sebeple Eş’arilik, Selef inancına Maturidilik’ten daha uzak olarak gosterilebilir. Eş’ari bilginler zamanla te’vile cok fazla yer vermişlerdir. Eş’arilik daha cok Endulus, Hicaz, Kuzey Afrika, Mısır, Irak, Suriye ve Endonezya’da yayılmıştır.
Mâtürîdiyye: Akaid konusunda Ebu Mansur Muhammed b. Muhammed b. Mahmud el-Maturidi’nin goruşlerini benimseyenlerin oluşturduğu Ehl-i sunnet mezhebinin adıdır. Maturidilik, akaid sahasında ayet ve hadisle birlikte, aklı da dinin anlaşılması icin gerekli bir temel kabul etmiştir. Eş’ariyye ile Mu’tezile arasında yer almıştır. Hakim es-Semerkandi (o. 953), Ebu Seleme es- Semerkandi (o. IV/X. asır), Ebu’l-Yusr Muhammed el-Pezdevi (o. 1100), Ebu’l- Main (Muin) en-Nesefi (o. 1115), Omer en-Nesefi (o. 1142), Ebu’l-Berekat Hafızuddin en-Nesefi (o. 1310), Burhaneddin en-Nesefi (o. 1289), İbnu’l- Humam (o. 1457), Kadı Celaleddinzade Hızır Bey (o. 1458) ve Beyazizade Ahmed Efendi (o. 1687) en meşhur Maturidi kelamcılarıdır. Maturidiyye; Ehl-i sunnet’in temel prensiplerinde Eş’ariler ile aynı goruşte olmakla beraber, şu goruşleriyle onlardan ayrılırlar: 1. Dini tebliğ olmasa da kişi akılla Allah’ı bulabilir. 2. İyi ve kotu, guzel ve cirkin akılla bilinebilir. Allah Teala bir şeyi guzel ve iyi olduğu icin emretmiş, kotu ve cirkin olduğu icin yasaklamıştır. 3. Kulda başlı başına bir cuz’i irade vardır. Kul iradesiyle secimini yapar, Allah da kulun secimine gore fiili yaratır. 4. Yuce Allah’ın diğer sıfatları gibi tekvin sıfatı da ezelidir. 5. Allah kulun gucunun yetmeyeceği şeyleri kula yuklemez. 6. Allah’ın fiillerinin muhakkak bir sebep ve hikmeti vardır. Fakat kul her zaman bu sebep ve hikmetleri bilemeyebilir. 7. Peygamberlerde aranan niteliklerden biri de erkek olmaktır. Bu sebeple kadın peygamber gonderilmemiştir. 8. Allah’ın nefsi kelamı işitilemez. İşitilen nefsi kelamın varlığını gosteren lafzi kelam yani Kur’an’ın harf ve sesleridir. Maturidiyye, Turkiye, Balkanlar, Orta Asya, Cin, Hindistan, Pakistan ve Eritre’de yayılmıştır. Genellikle Turkler fıkıhta Hanefi, inancta Maturidi’dirler. Mu’tezile: Ehl-i sunnet bilginlerinden Hasan-ı Basri’nin (o. 728) dersini terkeden Vasıl b. Ata (o. 148) ile ona uyanların oluşturduğu mezhep bu isimle anılır. Mu’tezile ise kendini “ehlu’l-adl ve’t-tevhid” diye adlandırır. Akılcı bir mezhep olan Mu’tezile, mantık kurallarıyla celişir gorduğu ayet ve hadisleri Ehli sunnet’ten farklı bicimde yorumlamış ve bu yorumlarında akla oncelik vermiştir. Bu mezhep, aynı zamanda iyi bir edebiyatcı ve tefsirci olan Ebu’l- Huzeyl el-Allaf (o. 850), Nazzam (o. 845), Cahiz (o. 869), Bişr b. Mutemir (o. 825), Cubbai (o. 916), Kadi Abdulcebbar (o. 1025) ve Zemahşeri (o. 1143) gibi buyuk kelamcılar yetiştirmiştir. Abbasiler doneminde en parlak gunlerini yaşamış olan Mu’tezile daha sonra etkinliğini hatta bir mezhep olma huviyetini yitirmiştir. Gunumuzde Mu’tezile başlı başına bir mezhep olarak mevcut olmamakla birlikte goruşleri Şia’nın Ca’feriyye ve Zeydiyye kolları ile Hariciliğin İbaziyye kolunda yaşamaktadır. Mu’tezile’nin goruşleri beş prensip halinde sistemleştirilmiştir. Bunlar da; 1. Allah’ın zat ve sıfatları yonuyle bir kabul edilmesi (tevhid), 2. Kulların ihtiyari fiillerini hur iradeleriyle yaptığı ve kul icin en uygun olanı yaratmanın Allah’a gerekli olduğu (adl), 3. İyilik yapanın mukafat, kotuluk yapanın da ceza gormesinin zorunluluğu (va’d ve vaid), 4. Buyuk gunah işleyenin iman ile kufur arasında fısk mertebesinde olduğu (el-menzile beyne’l-menzileteyn), 5. İyiliği yaptırmaya ve kotuluğu onlemeye calışmanın butun muslumanlara farz olduğu (emr-i bi’l-ma’rûf nehy-i ani’l-münker) prensipleridir.
Cebriyye: İrade hurriyeti konusunda Mu’tezile’ye taban tabana zıt goruşlere sahip olan Cebriyye mezhebi, her şeyin Allah’ın ilmi ve iradesi dahilinde cereyan ettiğini, insanın cizilmiş bir kaderinin olduğu, insanın irade hurriyeti, secme imkanı ve fiil gucu bulunmadığını, insan fiillerinin gercek failinin Allah olduğunu, kulun Allah tarafından onceden takdir edilmiş bulunan işleri yapmaya mecbur olduğunu savunur. “Biz kapı gibiyiz, hareket ettiren olursa hareket ederiz”.
Hâricîlik: Haricilik ekolu (Havaric), Hz. Ali ile Muaviye arasında gecen Sıffin Savaşı’ndan (657) sonra halife tayin işi hakeme bırakılınca ortaya cıkmıştır. Bu durumda bir grup, Hz. Ali’ye isyan edip buyuk gunah işleyenlerin dinden cıkacağı ve gunah işleyen devlet başkanına itaat edilmeyeceğini savunur. Bu mezhebin İbaziyye kolu gunumuze kadar yaşama imkanı bulmuştur. Gunumuzde İbaziler’e daha cok Kuzey Afrika, Madagaskar, Zengibar ve Umman sultanlığında rastlanır. Kur’an’ın sadece zahirine dayanmaları sebebiyle Ehl-i sunnet’e gore bazı farklı fıkhi goruşleri de vardır. Mutezile ve Hâricîlere göre iman, amelden bir cüzdür. Şia: Ehl-i sunnet grubunun dışında yer alan, gunumuze kadar varlığını koruyan ve hal-i hazır İslam dunyasında da onemli sayıda taraftarı bulunan en onemli itikadi, fıkhi ve siyasi mezheptir. Hz. Peygamber’in vefatından sonra Hz. Ali’yi halifeliğe en layık kişi olarak goren ve onu ilk meşru halife kabul eden, vefatından sonra da hilafete Ali evladının getirilmesi gerektiğine inanan toplulukların ortak adı olmuştur. Şia’nın gunumuze ulaşan uc buyuk fırkası Zeydiyye, İsmâiliyye ve İmâmiyye-İsnâ-aşeriyye’dir.
İmâmiyye: Cağımızda dunya muslumanlarının yaklaşık yuzde onunu teşkil eden Şia’nın buyuk coğunluğunu bunyesinde toplayan ana koldur. Sadece Ehl-i beyt’e mensup ravilerin hadis rivayetini kabul eder, ilk uc halifenin hilafetini meşru gormez ve devlet başkanlığına Hz. Ali ve soyunun nass ile tayin edildiğini yani imamlığın (halifeliğin) bunlara ait olduğunu, Hz. Peygamber’in bunu acıkca belirttiğini ve bunların vahiy alma haric peygamberlere benzer vasıflara sahip olup gunah işlemekten ve hata yapmaktan korunmuş (mâsûm) olduklarını iddia ederler. Kucuk yaşta gaip olan on ikinci imamın kurtarıcı (mehdî) olarak tekrar geri geleceğine inanma, acık ve gizli bir tehlikenin bulunduğu durumlarda inancı gizleme ve farklı gorunme (takiyye), Hz. Ali’ye biat etmeyen sahabilere karşı tavır alma ve onları ta’n etme de yine mezhebin temel on kabullerindendir.
İmamiyye halen İran’ın resmi mezhebi olup Irak’ta ve Azerbaycan’da yaşayan muslumanların yuzde altmışı da bu mezhebe mensuptur.
Zâhiriyye: Davud ez-Zahiri (o. 883) ve İbn Hazm (o. 1064) ekolun iki buyuk imamıdır. Re’y ictihadına şiddetle karşı cıkıp ayet ve hadislerin zahirine tutunmanın tek yol olduğunu savunan bu ekol hicri IV. asırdan itibaren bir sure etkili olmuştur.
Ca’feriyye: Mut’a nikahını caiz gorme, abdestte cıplak ayakların ustune meshi yeterli sayma, boşamada iki şahit zorunluluğu, beş vakit namazı cem’ yoluyla uc vakitte kılma, zekatı (humus) din adamları eliyle toplama gibi bazı farklı goruş ve uygulamaları vardır.
Zeydiyye: Mest uzerine meshi, gayr-i muslimin kestiğini yemeyi ve Ehl-i > kitap’tan bir kadınla evlenmeyi caiz gormezler.

Merak ettiginiz konularda sayfanın en altındaki yorum bölümüne yorumunuzu bırakarak bilgi alabilirsiniz. Sorularınıza en kısa sürede cevap verilecektir.

Bu Yazı Toplam - 3.050 - Defa Okundu

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir