Kur’an’ın Gölgesinde Yaşamak

| 22 Ekim 2017 |
Kur’an’ın Gölgesinde Yaşamak


Yaşamak, günümüz İnsanı için çoğu zaman bir sevinç ve ümit kaynağı olmaktan ziyade, bir yük haline geliyor.

Kur’an’ın Gölgesinde Yaşamak

O’nun gölgesinde yaşamak, ancak tadanların bilebileceği bir nimettir.”  Seyyid Kutub

Yaşamak dediğin nedir?

Hayat giderek daha karmaşık ve zor bir ilişkiler ağına doğru evrilirken, biz insanların hayatın bu karmaşıklığına karşı donanım ve hazırlıklarımız da etkisini o nisbette kaybediyor. Yaşamak, günümüz İnsanı için çoğu zaman bir sevinç ve ümit kaynağı olmaktan ziyade, bir yük haline geliyor.

Sorumluluklar, vazifeler, ödevler vs. ile boğuşmak insanı o kadar bezdiriyor ki, şöyle soluklanıp da çevresine bakmaya dahi mecali kalmıyor garip insanoğlunun. Gaileler, bitmeyen istekler, emeller, ihtiyaçlar insanın boynuna dolandıkça, adeta bir girdap içerisinde yavaş yavaş kayboluyor.

Sahi yaşamak dedikleri bu mudur? Hiç bitmeyecek telaşlar arasında tükeniveren bir soluk… Dönüp ardımıza baktığımızda bitmemiş işler, tamamlanmamış projeler, yarım kalmış bir hayat bırakmışızdır geride…

Bir ömür peşinden koştuğumuz işimiz, ailemiz, çevremiz, sevdiklerimiz şimdi neredeler… neyin peşinde koşuyoruz ve acaba peşinden koştuğumuz ve uğruna ömrümüzü harcadığımız şeyler bize hakettiğimiz Yaşama sevincini ve mutluluğu bahşedebilecek mi?

Bu soruya vereceğimiz cevap, bizim hayat karşısındaki duruşumuzu da ortaya koyacaktır. Ne için ve ne ile yaşamak? Çalışarak, kazanarak ve harcayarak mutlu olunduğunu kim söyleyebilir ki? Hayatta Başarılı olmak, önemli yerlere gelmek midir mutluluğun sırrı?

Ya da emellerini, isteklerini gerçekleştirmesi halinde yaşamın kendisine mutluluk vadedeceğini kim iddia edebilir ki? Yaşamak dedikleri nedir, mutluluk nerde başlar nerde biter? Uzayıp giden bu sorulara verecek cevabımız yoksa, yaşamak sevinçten ziyade belirsizlik ve mutsuzluk verecektir bize.

Ne garip bir kısır döngünün içindeyiz. Halbuki, hayat bunların ötesinde ve üzerinde anlamlar taşır. Yaşamak tüm ümit ettiklerimizden azade ve özgür olduğunda güzel ve değerlidir. Peşine takıldığımız her arzu bizi kendisinin kölesi yapar ve artık itaat etmekten başka çıkar yol bırakmaz bize.

Yaşamak etrafında olup bitenin farkında olmak demektir. Bir çiçeğin varlığını duyumsamak, onu koklamak, seherde uyanık olabilmek ve kâinatın zikrini dinleyebilmektir.

Yaşamak yaşadığımız her anı anlamlandırabilmek ve yaşadığımız hal her ne olursa olsun ondan kendimize bir pay ve ders çıkarabilmektir…

Karşılaştığımız  her badirede “Bu da geçer ya hu!” diyebilmektir. Ya da soluklanmak ve bir gölgeye sığınmaktır…

O’nun varlığını hep hissedebilmek ve inayetinden imdat isteyebilmektir… Zaaflarımıza, güçsüzlüğümüze, cahilliğimize ve hatalarımıza rağmen şefkat ve merhametine sığınacagimiz bir Rabbimiz var diyebilmek, işte budur yaşamak, yaşıyor olmak!

Üstümüze düşmeli O’nun gölgesi…

Çoğumuz farkında mıyız, bilmiyorum ama kâinatın en güzel sözlerine muhatabız. Bunun anlamı, bizler öyle sevildik ki, bizim de O’nu bilmemizi ve sevmemizi istedi. O, bize duyduğu bu sevgi sayesinde bizi varetti ve sonra kendi kelimeleriyle konuştu bizimle. Öyle büyük kelimeler ki, onların gölgesine sığınmak ve onların manalarından hikmetler devşirmek yaşamayı katlanır kılabilir ancak…

İnsan O’nun kelimelerinin nuruyla anlamlandırır varlığını, kâinatı ve hayatı. Yaşamak O’nunla varolmaktır, yaşamak O’nun dışındaki herşeyin değersizleştiği, silikleştiği anda başlar ve işte bu hayat sonsuza kadar devam eder…

O bizi kendi nurundan yarattı ve elbette bizde bulunan o ilahi nefha aramızdaki yakınlığın ve bağın hiç bir zaman kopmayacağının delilidir.

“İnsan başıboş bırakıldığını mı sanıyor? Atılan bir tohum değilmiydi? Sonra rahime tutunmuş bir embriyo oldu; Allah onu yarattı ve düzeltti, sonra ondan erkek, dişi bir çift yarattı” Evet, bize varolmanin şerefini bahşeden elbette bizi yanlız bırakmayacaktı.

Dünyanın tüm kötülüğüne ve acımasızlığına karşı bize dayanak olsun, tutulacak bir el olsun, soluklanacak bir asude gölgelik olsun diye kâinatın o muhteşem kitabını da verdi: Bu öyle büyük bir kitaptır ki, Rabbimizin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa çıkaran; akıl sahipleri düşünsünler ve öğüt alsınlar diye gönderildi.

O’nun gölgesi düştüyse üzerimize ne gam!

Anlamını kaybeden, yalnızlaşan, kendine ve kainata yabancılaşan insana ancak O ümit olabilir. Tökezlediğimizde, başımız her sıkıştığında O’nun gölgesini hissederiz üzerimizde. Biliriz ki, en güvenli sığınak en sevgilinin gölgesinde olmaktır. Hele bu gölge sevgililer sevgilisinin kelimeleri ise, işte orası en emin konaktır. O kelimelerin nurundan süzülen hüzmeler düştüyse yüreğimize, o yürek arınır ve Rahman’ın gönül evine dönüşür.

Onun gölgesi ışık olur yol gösterir, her yolda kalana, yoldan sapana, yolunu kaybedene… O tüm insanlık için en doğru yolu gösteren bir nurdur. Onun nuruyla gölgelenen kainatta kaybolmak yok, şaşırmak yok, sapmak yok. Dara düşenleri yine onun kelimeleri teselli eder, asla ümitsiz olmayın der, çünkü O varsa, ümidimiz de vardır. O varsa zorluklar âsân olur, hüzünler dağılır, bir tatlı gölgelik olur hayat…

O kainat kitabının gölgesinde yaşıyor olmak, onun gölgesini üzerimizde hissediyor olmak, o gölgeden nasibdar olan bahtlı kullar arasında olmak demek, sonsuz bir hayatın ufuklarına doğru kanatlanmaktır.

Mevlana’nın kahır evi dediği dünyanın, cennete dönmesi demektir. Gam, tasa namına ne varsa, hepsinin silinip gittiği ve yerini rahmet ve şefkat tecellilerine bıraktığı bir dünyaya doğmak demektir.

Kaynak: Diyanet aylık dergi – aralık 2010 – Sayı 240 – s.30


Etiketler :   , , , ,

Bu Yazı Toplam - 132 - Defa Okundu



Benzer yazılar