Miraç Kandili Hakkında Vaaz

| 22 Mayıs 2014 |
Miraç Kandili Hakkında Vaaz


Kur’andan Öğütler > Miraç Kandili Hakkında Vaaz > İsra ve Miraç > Miraç Kandili > Miraç Kandili İle İlgili Vaaz > Vaazlar > Cuma Vaazı

Kur’andan Öğütler > Miraç Kandili Hakkında Vaaz > İsra ve Miraç > Miraç Kandili > Miraç Kandili İle İlgili Vaaz > Vaazlar > Cuma Vaazı

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ

إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ

هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

MEALİ :
      “Her türlü noksanlıklardan münezzeh olan O Allah’tır ki, kulunu (Hz Muhammed (SAV)’i) gece Mescid-i Haram’dan (Mekke’den alıp) o etrafını mübarek kıldığımız Mescid_i Aksa’ya kadar götürdü; O’na ayetlerimizden (kudretimize delalet eden acayipliklerden) gösterelim diye yaptık. Hakikat bu, O, sem’idir (her şeyi işitir), basirdir (her şeyİ görür).”   (İSRA SURESİ  1. AYET)

Bütün varlıklar için kuşatıcı kanunlar koyan Hz Allah (CC), üstün meziyetlerle yarattığı insan için de hususi kanunlar koymuştur. Allah, insanın gelişimini ve mutluluğunu sağlayacak bu yasaları, İnsanlar içinden seçerek görevlendirdiği Peygamberleri vasıtasıyla bildirmiştir.

İlahi emir ve yasakları tebliğ ederek hayatı yücelten bu mukaddes kadronun sonuncusu ve peygamberliği âlem şümul olanı Hz Muhammed (SAV)’dir. Peygamberimiz (SAV), peygamberlik göreviyle görevlendirildiği andan itibaren, diğer bütün peygamberler gibi kendine vahyolunan inanç esaslarını, ferdi, ailevi ve içtimai hayatı yönlendiren emirleri ve yasakları sunmaya başlamıştı. Peygamberimiz (SAV), ilahi kanunları tebliğ ederken Mekke’li müşrik ve putperestlerin lisanî ve fiili saldırısına uğruyordu. Bu zalimler zulümlerini giderek arttırdıkları ve Peygamberimiz (SAV) ile birlikte ilk Müslümanları çok yönlü bir baskı ve terör altında ezdikleri için, Peygamberimiz (SAV) ve ilk Müslümanlar iyice bunalmışlardı.

İlahi bir yardımın beklendiği böyle bir ortamda, Allah (CC) peygamberine gücünün bütün varlıklara geçerli ve yeterli olduğunu göstermek ve müminleri yeni bir denemeden geçirmek amacıyla İSRA VE MİRAÇ MUCİZESİ’ni gerçekleştirdi.

MİRAÇ, Allah’a yakınlığın en üstün derecesidir. Her ne kadar peygamberlerden bazılarına MELEKÛT âleminin sırlarının gösterildiğini Kur’an-ı Kerim haber vermişse de cismiyle bu makamlara yükselen tek peygamber Hz Muhammed (SAV) olmuştur. Hiç bir mukarreb melek ve mürsel nebinin ulaşamadığı bu makamlara yükselmek, her şeyi arkada bırakıp, onun manevi zevkine ermek için Allah’ın davetlisi olmak şerefi O’na nasip olmuştur. Zaman ve mekân ufkunu aşarak Melekût Âlemine yükselen ve o âlemin cilvesine eren tek varlık o büyük insandır.

MİRAÇ, Peygamberimiz (SAV)’in mucizelerinden biridir. Mucize ise peygamberliğin şartıdır. Allah ve peygamberine inananlar, mucizeye de inanırlar. Nitekim hiç mucize aramadan Peygamberimiz (SAV)’in peygamberliğine inanan Hz Ebu Bekir (RA), daha ilk duyuşunda bu mucizeyi tereddütsüz tasdik etmiştir.

Hz Muhammed (SAV),bütün peygamberlerin sonuncusu olduğundan O’nun elinde, şahsında ve etrafında meydana gelen mucizeler de evvelki peygamberlerin gösterdikleri mucizelerden daha büyük ve parlaktır. Peygamberimiz (SAV)’in mucizeleri daha büyük ve sayıca daha çoktur. Bu mucizelerinden bir tanesi de İSRA VE MİRAÇ mucizesidir. Peygamberimiz (SAV)’in gecenin muayyen bir kısmında Mekke’den, Kudüs’e kadar mucizevî bir vasıta ile gitmesi olayına İSRA; oradan da semaya çıkmasına da MİRAÇ denir. İsra hakkında İsra ve Necm surelerinde geniş yer verilmiş, peygamberimiz (SAV) de birçok hadislerinde bu olayı anlatmış ve tefsirler de geniş yer vermiştir.

Peygamberimiz (SAV) 52 yaşına ayak basmış, Peygamberliği 10 yılı aşmış, vermiş olduğu çetin mücadelelere rağmen, kala kavminin pek çoğu iman etmemiş, bu arada maddi destekleri olan değerli eşi Hz Hatice (RA) ile amcası Ebu Talib’i kaybetmişti. Bütün bunların üzüntüsü içinde bir Recep ayının 27. gecesi yatsı namazını kılıp el ayak çekildikten ve herkes uykuya daldıktan sonra, Ümmü Hani’nin evinde veya Harem-i Şerif’te sırtını köşeye dayamış, derin düşüncelere dalmış, bir müddet bu üzüntüler içinde kaldıktan sonra kendisinden geçerek uykuya dalmıştı. Tam bu sırada, Habib’inin gönlünü almak ve kendisini teselli etmek için Allah Teala Cebrail (AS)’a şöyle emretti: “Cennetten BURAK denilen biniti al, Habib’ime git. O’nu rıfk ile uyandır ve Allah, kimseye nasip etmediği şerefi sana nasip etti, seni davet ediyor de.” Cebrail (AS) emri yerine getirdi ve Peygamberimiz (SAV)’i burağa bindirerek yedeğine aldı. Çok heyecanlı, uzun ve önemli olan bu yolculuğa bir başlangıç olarak, yeryüzünde ikinci mabet ve ilahi vahyin nazil olduğu Mescid-i Aksa’ya uğradılar. Peygamberimiz (SAV) burada iki rekât namaz kıldı. Yolculuğun buraya kadar olan ilk kısmına İSRA adı verilir.

İsra ve MİRAÇ vakası, Allah’ın peygamberine ayetlerini göstermek için peygamberini, gecenin az bir zamanında bir aylık bir mesafe kat ettirilerek Kudüs’e götürülmesi ve oradan da semaya yükseltilip âli makamlar gösterilerek geri döndürülmesini emretmesi harikasıyla, bütün bu makamlarda gösterilen mucizelerdir. İsra ve MİRAÇ vakası zaman ve mekân kayıtlarından hariç, mülk ve melekût âlemine dair esrar ile dolu muazzam bir mucize olduğu için müteaddit yollarla rivayet olunmuş ve bu rivayetler müteaddit ve muhtelif rey ve içtihadı mucip olmuştur. İsra ve MİRAÇ mucizesi hicretten 1,5 yıl önce vuku bulmuştur.

Peygamberimiz (SAV) anlatıyor: “Bir kere ben Hatim’de yatmış (uykuyla uyanıklık arası) bulunuyordum. Bu sırada Cibril geldi de göğsümü yardı ve kalbimi çıkardı. Sonra içi iman (ve hikmet) dolu bir tas getirildi. (Altın bir leğen)de kalbim (zemzem suyu ile) yıkandıktan sonra, içine iman (ve hikmet) dolduruldu. Sonra eski haline iade olundu. Daha sonra katırdan küçük ve merkepten büyük beyaz bir binit getirildi. Bunun adı BURAK’tır ki, o, adımını gözünün erişebildiği yerin sonuna atardı. Ben bunun üzerine bindirildim. Cibril de benimle yollandı, bana refakat etti.

Sonra ben Cibril ile beraber Beyt-i Makdis’e vardım. Namaz kıldım. Bütün peygamberler de benimle namaz kıldılar. Sonra âli makamlara çıkaracak bir MİRAÇ, bir merdiven kuruldu. Buna Cibril ile bindirildim ve onunla beraber yükseldim. Nihayet dünya semasına vardık. Cibril gök kapısını çaldı. Bekçi melek tarafından:-Kimdir o denildi. Cibril: -Cibril’im. Bekçi; -Yanındaki kimdir? Cibril: -Muhammed (SAV) Bekçi: -Ya (göğe çıkmak için) ona (vahy ve davet) gönderildi mi? Cibril: -evet, gönderildi. Bekçi: -Merhaba bu gelen zata! Bu gelen kişi ne güzel yolcu. Dedi. Bunun üzerine hemen gök kapısı açıldı. Ben birinci semaya geldiğimde orada Âdem (AS) peygamberle karşılaştım. Cibril bana: -Bu senin baban Âdem (AS)’dir. Ona selam verdim. Âdem selamıma mukabele etti ve: Merhaba hayırlı, iyi oğlum, Salih peygamber. Dedi. Sonra Cibril benimle beraber yükseldi.

İkinci semaya geldi. (İkinci sema bekçisiyle aynı konuşmalar yapıldı.)Ben ikinci semaya varınca, orada Yahya ve İsa (AS) peygamberlerle karşılaştım. Cibril bana onları tanıttı ve selam vermemi istedi. Onlara selam verdim ve onlar da selamıma mukabele ederek: Merhaba hayırlı kardeş, Salih peygamber dediler. Üçüncü semaya yükseldik. Bekçiyle aynı konuşmalar yapıldı. Üçüncü semada Yusuf (AS) peygamberi gördüm. Cibril bana onu tanıttı ve selam vermemi istedi. Ona selam verdim, o da selamıma mukabele etti ve aynı sözleri söyledi. Dördüncü semaya geldik. Bekçiyle aynı konuşmalar yapıldı. Orada İdris (AS) peygamberi gördüm. Cibril bana onu tanıttı ve selam vermemi istedi. Selam verdim, selamıma mukabele etti ve aynı sözleri söyledi.

Beşinci semaya yükseldik. Bekçiyle aynı konuşmalar yapıldı. Beşinci semada Harun (AS) peygamberi gördüm. Cibril bana onu tanıttı ve selam vermemi istedi. Ona selam verdim, selamıma mukabele etti ve aynı sözleri söyledi. Altıncı semaya yükseldik. Bekçiyle aynı konuşmalar yapıldı. Altıncı semada Musa (AS) peygamberle karşılaştım. Cibril bana onu tanıttı ve selam vermemi istedi. Ona selam verdim, selamıma mukabele etti ve aynı sözleri söyledi. Yedinci semaya yükseldik. Bekçiyle aynı konuşmalar geçti. Yedinci semada İbrahim(AS) peygamberle karşılaştım. Cibril bana onu tanıttı ve selam vermemi istedi. Ona selam verdim, selamıma mukabele etti ve aynı sözleri söyledi.

Bütün bu menazil ve menazırdan sonra karşıma Sidre-i Münteha sahası açıldı. Bir de gördüm ki Sidr ağacının meyveleri (Yemen’in) Hacer (Kasabası) destileri benzeri (büyüklükte)dir. Yaprakları da fillerin kulakları gibidir. Cibril bana: -İşte bu Sidre-i Münteha’dır. Dedi. Bu ağacın altından 4 tane nehir nebean ediyordu. İkisi zahiri, ikisi de Batıni idi. Ben :-Ey Cibril, bu 4 nehir nedir? Diye sordum. Cibril: -Batıni nehirler, Cennette iki nehirdir, zahiri olanlar da Nil ve Fırat nehirleridir. Dedi. Sonra bana Beyt-i Ma’mur gösterildi. Gördüm ki, ona her gün 70.000 melek ziyarete gidiyor. Sonra bana şarap, bal ve süt dolu üç bardak sunuldu. Ben süt dolu bardağı alıp içtim. Cibril bana:-İçtiğin süt, senin ve ümmetinin fıtratı yani hilkat-i islamiyyesidir. Dedi.

Sonra benim(le ümmetimin) üzerine 50 vakit namaz farz kılındı. Ben dönüp Hz Musa (AS)’a uğradığımda Musa (AS) bana: -Ne ile emrolundun? Diye sordu. Ben: Her gün 50 vakit namazla emrolundum. Dedim. Hz Musa (AS): -Her gün 50 vakte senin ümmetinin gücü yetmez. Vallahi ben, kesin olarak insanları senden önce denedim. Beni İsrail’i sıkı bir mümareseye tabi tuttum. Binaen aleyh sen Rabbine müracaat edip, ümmetin için hafifletmesini iste. Dedi. Ben de müracaat ve niyaz ettim. Benden ve ümmetimden 10 vakit tenzil olundu. Bunun üzerine Hz Musa (AS)’ya dönüp geldim. Musa evvelki gibi tavsiyede bulundu. Ben de Rabbime niyaz ettim. Bu defa 10 vakit daha tenzil olundu. Ben yine Musa’ya dönüp geldim. Hz Musa (AS) da yine eskisi gibi öğüt verdi. Ben Rabbime arz-ı niyaz ettim. 10 vakit namaz daha tenzil olundu. Ben yine Hz Musa(AS)’a geldim. Hz Musa (AS) yine önceki tavsiyesine bulundu. Ben Rabbime arz-ı niyaz ettim. 10 vakit namaz daha tenzil oldu ve günde 10 vakit namazla emrolundum. Hz Musa(AS)’ya dönüp geldim. Hz Musa (AS) bana evvelki mütalaasını söyledi. Ben de Allah’a arz-ı niyaz ettim de bu defa her gün 5 vakit namazla emrolundum. Bunun üzerine Hz Musa (AS)’nın yanına geldim. Hz Musa (AS):-Ne ile emrolundun? Diye sordu. Ben de: -Her gün 5 vakit namazla emrolundum. Dedim. Hz Musa (AS),en başta söylediklerini tekrar etti. Ben de: -Rabbime çok niyaz ettim. Ta ki bir daha Arz-ı niyaz etmekten utandım. Bu suretle 5 vakit namaza razı olacağım ve buna teslimiyet göstereceğim dedim. Ben Hz Musa (AS)’nın yanından geçince bir münadi: -ben beş vakit namazla farizamı imza ve irade eyledim ve kullarımdan fazlasını tahfif ve tenzil eyledim. Diye nida etti.”

PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN ALLAH (CC)’A YAKLAŞMASI
Peygamberimiz (SAV),Cibril’le beraber, yedi kat semayı temaşa ettikten sonra, SİDRE-İ MÜNTEHA denilen yere vardılar. Cibril-i Emin burada kaldı. Çünkü sidre’den öte bir adım geçseydim yanardım demiştim. Sidre –i İlahi, bir nurla kaplanmıştı. Sidre’den ötesi tasvir beyana sığmayan bir âlemdi. Peygamberimiz (SAV)’in Allah’a manen yaklaştığını şu ayet ifade etmektedir:

فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى:

      “Resülullah (SAV) Rabbine manevi bir yaklaşma ile yaklaştı ki, Abdi (kulu) ile Rabbi arasında imkânla vücub kavisleri miktarı yakın oldu. Yani yakınlaşma o derece husule geldi ki yakınlık iki kavis yani iki yay miktarı kaldı.”   (NECM SURESİ – 9. AYET)

Demek ki, ok yayının iki ucu kadar veya daha yakın bir mesafe yakin oldu. Bu yaklaşma beşerin idrak edemeyeceği bir şekilde manen vuku bulmuş ise de aciz mahlûk beşerin idrak edebileceği bir tabir ile iki kavis miktarı (ok yayının iki ucu) buyrulmuştur.

Cenab-ı Hakk, Habibini (SAV) bütün varlığıyla canib-i kudsüne doğru cezb etti de: “Rabbi ile kulu arasında kurbiyyet-i kâmile hâsıl olunca Rabbi kuluna vahyettiği şeyleri vahyetti.”   (NECM – SURESİ 10. AYET) Habibine esrar ve maarifi vahyetti.

Peygamberimiz (SAV), Sidre’den sonra, REFREF ile yükselip, Allah’a yaklaştı. Bu hususu Peygamberimiz (SAV) şöyle anlatır: “Refref beni alıp uçurmaya başladı. Kâh alçaktan, kâh yüksekten götürüp ta Rabbimin divanına durdu ve dönüş zamanında da beni yine alçalarak ve yükselerek uçup Cibril’e getirdi.” Bir başka hadislerinde de: “Rabbimi MİRAÇ gecesi kalp gözüyle gördüm.” buyurmuşlardır.

Peygamberimiz (SAV) anlatıyor: “Ben, Allah’a yaklaştığım, bana: Konuş benimle Ya Muhammed. Buyurdu. Ben hayretten donakaldım. Allah gönlüme ilham etti de ben: Her türlü tekbirat, tazimat, dil ile beden ile ve mal ile yapılan bütün ibadetler sana mahsustur, ey Allah’ım dedim. O da bana: Selam sana ey sevgili peygamberim, Allah’ın rahmet ve bereketi, senin üzerine olsun.” Diye mukabele etti. Ben de: Selam bizim ve Allah’ın Salih kullarının üzerine olsun. Diye karşılık verdim. Allah Tela da: “Ya Muhammed, Cebrail’i aramızdan çıkardım. Sen ümmetini aramızdan çıkarmadın.” buyurdu. Allah’ın habibine latifesini duyan Cebrail (AS) da: Şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şahadet ederim ki Muhammed (SAV) O’nun kulu ve resulüdür. Diyerek şahadette bulundu.

Peygamberimiz (SAV),Hakka kurbiyyetinde şöyle buyurdu: “Ya Rabbi, Gerçekten sen geçmiş ümmetlere dünyevi azabı musallat kıldın. Bazı ümmetlerin üzerine taşlar yağdırdın, bazısını yere geçirdin ve bazısını insan suretinden hayvan suretine çevirdin. Acaba benim ümmetime ne eyleyeceksin? Allah Teala şöyle buyurdu: “Senin ümmetine edeceğim şudur ki Üzerlerine rahmet inzal ederim ve günahlarını hayrat ve hasenata tebdil eylerim ve onlardan bir kimse bana dua ederse ben telbiye ederim, yani duasını hüsn-ü kabul ve icabetle telakki ederim, isteyene veririm, bana tevekkül edenlere kifayet ederim. Asilerin ayıplarını dünyada örtüp, ahirette dahi onlar hakkında senin şefaatini makbul kılarım. Eğer dost, dostun muatebesini sevmeseydi, senin ümmetini muhasebe kılmazdım, yani sen benim muatebemi sevip hoş göreceğin için ümmetini muhasebe ve ibtilaya maruz kıldım.”

Yine Allah Teala buyurmuştur: “Ya Muhammed (SAV), indimdeki kadrinin mahşerde mahlûkata zahir olması için bu gece ümmetinin üçte birini bağışladım. Kıyamet gününde de üçte ikisini bağışlayacağım.

Ya Muhammed (SAV), Şüphesiz senin ümmetin itaat da eder, isyan da. Onların itaati rızamla, masiyetleri de kazamla (takdirimle) dir.

Ya Muhammed(SAV), ümmetine çok mal vermedim ki, kalpleri taş gibi katılaşmasın. Ümmetini kabirde fazla kalmamaları için, ahir zaman ümmeti kıldım. Cennet, sen girinceye kadar diğer enbiyaya, senin ümmetin girinceye kadar da diğer ümmetlere mahremdir.”

Peygamberimiz (SAV),Allah Teala’ya: “İlahi, senden ne babamı ne de annemi istiyorum. Senden ümmetimi istiyorum, ümmetimi istiyorum ya rabbi.” dedi.

Allah Teala buyurdu: “Ya Muhammed (SAV), ben latif bir ilah, sen şerif bir nebi, ümmetin ise zarif bir topluluktur. Nasıl olur da latif ile şerif arasında bulunan zayıf ümmetin zayi olur? Ya Muhammed (SAV), sen ümmetim diye nida ediyorsun, ben azimüşşan, rahmetim rahmetim diyorum. Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.”

Allah Teala: “Ey Habibim, her mahbub habibine geldiğinde bir hediye ile gelir. Huzuruma hangi şeyle geldin?” Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurdu: “Ya Rabbi, iki şeyle geldim ki, senin hazinen bunlardan halidir.” Allah Teala bildiği halde: “O iki şey nedir?” diye sordu. Peygamberimiz (SAV): “Birisi noksan ibadet, diğeri de ümmetimin isyanı.” Allah Teala buyurdu ki: “Habibim, sen huzuruma acz ve itirafla geldin. O halde sana misli misline ecir verdim ve ümmetinin isyanını affetmekle gufrana tebdil ettim. Bu manada Allah Teala bir ayet-i kerimede şöyle buyurur:

إِلَّا مَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ عَمَلاً صَالِحاًفَأُوْلَئِكَ يُبَدِّلُ اللَّهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراًرَّحِيماً:

    “Ancak tevbe eden ne iman edip te Salih amel işleyen kimse müstesnadır, çünkü bunların kötülüklerini Allah iyiliğe çevirir. Allah Ğafurdur (çok bağışlayıcıdır) Rahim’dir (çok merhametlidir.).   (FURKAN SURESİ – 70. AYET)

Sonra Allah şöyle buyurdu: “Ya Muhammed (SAV), sağ tarafına bak.” Baktım ki, büyük dalgalı bir deniz, içinde ada, o adada bir ağaç ve o ağacın üzerinde gagasında bir parça toprak tezek bulunan bir kuş gördüm. Allah Teala bunu izah ederek şöyle buyurdu: “Ya Muhammed (SAV), bu deniz rahmetim, bu ağaç ve ada, dünya ve onun bahçeleri, kuş, insan, tezek de insanların masiyetleridir. Bu azıcık tezek, engin denizi bulandırabilir mi? Rahmet denizi bir dalgalandı mı o günde zerresi yok olur gider. Sen şefiul müznibinsin, ben de erhamürrahiminim.”

Bir Hadis-i Kutsi’de Peygamberimiz (SAV), Allah Teala’nın şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: “Ey kullarım, iyi biliniz ki, ben zulüm etmeyi kendime yasak kıldım. (Zulümden münezzeh ve mukaddesim) Onu sizin aranızda da haram kıldım. Sakın birbirinize zulmetmeyiniz.

Ey kullarım, benim doğru yola kılavuzladıklarımdan başka hepiniz dalalettesiniz. O halde benden hidayet isteyiniz de doğru yola hidayet edeyim.

Ey kullarım, benim doyurduklarımdan başka hepiniz açsınız, Benden taam isteyiniz ki sizi doyurayım.

Ey kullarım, benim giydirdiklerimden başka hepiniz çıplaksınız. O halde benden giyim isteyiniz ki sizi giydireyim.

Ey kullarım, şüphesiz ki gece ve gündüz hata etmektesiniz. Günahları af ve mağfiret eden benim. Benden mağfiret dileyiniz ki sizi mağfiret edeyim.

Ey kullarım, bana zarar yapmak elinizden gelmez ki, bana zarar verebilesiniz. Menfaat vermeye gücünüz yetmez ki, bana faydanız dokunsun.

Ey kullarım, evveliniz, ahiriniz, insiniz, cininiz içinizden en facir birinin kalbini taşısanız (tıpkı onun gibi hep asi kalpli olsanız) bu benim mülkümden bir şey eksiltmez.

Ey kullarım, evveliniz, ahiriniz, insiniz, cinniniz, içinizden en muttaki bir adamın kalbini taşısanız (onun gibi hep muti kalpli olsanız) bu benim mülkümü arttırmaz

Ey kullarım, evliniz, ahiriniz, insiniz, cinniniz hep bir yerde toplanıp benden hacet dileseniz de ben de herkesin dilediğini versem, bu benim mülkümden ancak denize daldırılan bir iğnenin denizden eskittiği kadar bile eksiltmez.

Ey kullarım, bütün yaptıklarınız ancak kendi amellerinizdir ki, kendi hakkınızda mahfuzdur. Sonra karşılığını tastamam veririm. Şu halde bir kimse iyi amel işlemişse Allah’a hamd etsin; eğer başka türlü ise kendisinden başkasını levmetmesin.”

PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN MİRAÇ’DA GÖRDÜĞÜ HALLER
     Peygamberimiz (SAV) anlatıyor: “MİRAÇ’da bir kavimle karşılaştım. Dudakları deve dudakları gibiydi. Melekler bunların dudaklarını kesiyor, ağızlarına ateşten bir taş koyuyor, o taş aşağılarından çıkıyordu. Cebrail (AS)’a: Bunlar kimlerdir diye sordum. Bunlar yetimlerin mallarını zulmen yiyenlerdir. Dedi.

Sonra bir kavim daha gördüm. Derilerinden parça parça kesiliyor, ağızlarına tıkılıyor ve yediğiniz gibi yiyin deniliyordu. Bu onlara çok iğrenç geliyordu. Bunlar kimlerdir diye sordum. Cebrail (AS): Bunlar, o hemmaz ve gammazlardır ki, halkın etlerini yerler ve sövmekle halkın ırz ve namuslarına taarruz ederler. Dedi.

Sonra bir kavme daha rastladım. Önlerine bir sofra konulmuş, üzerlerinde etlerin en güzelinden kebaplar var. Etraflarında da leşler var. Onlar güzel etleri bırakıp, leşlerden yemeye başladılar. Bunlar kimlerdir? Diye sordum. Cebrail (AS): Bunlar, zinakarlardır, Allah’ın helal kıldığını bırakırlar da haram kıldığını yerler. Dedi.

Sonra bir kavme daha rastladım. Karınları evler gibiydi. Bunlar, firavunun yolu üzere idiler. Firavun ve avanesi sabah akşam cehenneme arz olunduğunda bunlara uğruyor. O sırada bunlar bir fırlıyor ve karınlarının meyli ile yere düşüyorlar. Firavun ve avanesi bunları ayakları ile çiğniyorlar. Bunlar kimlerdir? Diye sordum. Cebrail (AS): Bunlar, faiz yiyenlerdir. Dedi.

Sonra bir takım kadınlara rastladım. Bir kısmı göğüslerinden bir kısmı da ayaklarından baş aşağı asılmış. Bunlar kimlerdir? Diye sordum. Bunlar zina eden ve çocuklarını öldüren kadınlardır. Dedi.

Bir topluluğa daha rastladım. Bakırdan tırnakları vardı. Yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı. Bunlar kimlerdir diye sordum. Cebrail (AS): Bunlar, gıybet edip halkın etini yiyenlerdir ve onların ırzlarına tecavüz edenlerdir. Dedi.”

ÇETİN BİR İMTİHAN
Peygamberimiz (SAV), sabah mescide çıktı ve müşriklere MİRAÇ olayını haber verdi. Hayret ve inkârdan kimi el çırpıyor, kimi elini başına koyuyordu. İman etmiş olanların bazıları dinden dönüp irtidat ettiler. Bir takım erkekler Hz Ebu Bekir’e koştular ve durumu anlattılar. Hz Ebu Bekir (RA): Eğer O (SAV), bunu söylediyse şüphesiz doğrudur. Dedi. Müşrikler: Buna karşı da mı tasdik ediyorsun? Dediklerinde ise: Ben O’nu bundan daha uzağında da tasdik ediyorum. Sabah akşam semadan haber getirdiğini, yani peygamberliğini tasdik ediyorum. Cevabını verdi. Bunun üzerine Hz Ebu Bekir (RA)’a, SIDDIK ismi verildi.

Müşriklerin içinde Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı o günkü haliyle bilenler vardı. Bunlar, onun vasıflarına ve durumlarına dair sorular sordular ve tarifini istediler. Hâlbuki Peygamberimiz (SAV), daha önce Kudüs’e gitmemiş ve o gece de dikkatle incelememişti. Bu zor suali Allah’ın yardımı olmadan cevaplandıramazdı ki Allah, yardımını esirgemedi. Bu durumu Peygamberimiz (SAV) şöyle anlatır: “Kureyş bana seyahat ettiğim yerlerden soruyordu. Bilhassa Mescid-i Aksa’ya dair öyle şeyler sormuştu ki, ben isra gecesi onlarla ilgilenip tespit etmemiştim. Bu cihetle o kadar müşkül bir vaziyette kalmıştım ki hiçbir zaman öyle sıkılmamıştım. Bunun üzerine Allah, benimle Beyt-i Makdis arasındaki mesafeyi kaldırdı. Şimdi ben Beyt-i Makdis’i görüyordum ve ne sorarlarsa muhakkak ona bakarak cevap veriyordum.”

Peygamberimiz (SAV),Allah’ın yardımıyla, bakarak Mescid-i Aksa’nın evsafına dair Mekke’lilerin sorularını cevaplandırdı. Bunun üzerine onlar: “Gerçi Beyt-i Makdis’in özelliklerine isabet ettin, haydi bakalım bizim kervanı haber ver, o bize daha mühimdir, onlardan bir şeye rast geldin mi?”dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz (SAV): “Evet, falanların kervanına rastladım. Ravha’daydı, bir deve yitirmiş, onu arıyorlardı. Yüklerinde su kabı vardı. Susadım, onu alıp içtim ve yine olduğu gibi yerine koydum. Geldiklerinde sorun bakalım, kapta suyu bulmuşlar mı?”buyurdu. Bu da başka bir alamettir dediler. Sonra adetlerini, yüklerini, heyetlerini sordular. Bu defa da peygamberimiz (SAV)’in önüne kervan getirildi.

Sorulan soruları hepsini birer birer haber verdi ve şöyle buyurdu: “İçlerinde filan ve filan önce karamtrak bir deve üzerinde dikilmiş iki harar olduğu halde falan günü güneşin doğmasıyla beraber gelirler.” Bunun üzerine müşrikler bu da bir alamettir dediler. O gün birkaç kişi SENİYE dağına çıktılar. Güneş ne zaman doğacak, onu nasıl yalancı çıkaracağız diye bakıyorlardı. Derken içlerinden biri haykırdı: Güneş doğdu. Diğeri de haykırdı: İşte kervan geliyor, önünde karamtrak deve, izlerinde filan ve filan var, tıpkı dediği gibi. Böyleyken yine de iman etmediler de: “Bu açık bir sihirdir.”dediler.

İnsanları zilletlerden kurtarıp MİRAÇ izzetlerine yükselten yegâne vasıtanın iman olduğunu unutmayınız. İmanlı gönüller, ilahi sevgilerle, MİRAÇ’ın zülf-ü esrarına, yakin teller halinde bağlanmış, kudretullah önünde parıl parıl titremektedirler. Siz de ey müminler, MİRAÇ gecesinin ruhani hatıralarını yaşarken Allah’ın inayetiyle iman Buraklarına binerek kalbinizin Kâbe’sinden kutsi uzaklıklardaki emeller ve tecelliler Mescid-i Aksa’sına seyr-ü sefer ediniz. Namaz Miracıyla ubudiyet semalarının acaib ve garaibini takip ederek ruhanilerle, Allah’ın kullarıyla selamlaşınız. Din aşkınızın hızıyla, Rasülallah (SAV)’in ruhaniyeti izinde Sidre-i Münteha yolculuğuna çıkınız. Hilkat hududunun üstünde emir âleminin cilvelerini görünüz. Dua ve niyaz refrefiyle Allah’ın huzuruna yükseliniz.

MİRAÇ HEDİYELERİ
1-)  Bakara suresinin sonu (Amener Rasülü)
2-)  Beş vakit namaz
3-)  Ümmetinden şirk koşmayanların cennete gireceği müjdesi

KAYNAK : MÜMİNLERE VAAZ VE İRŞAD   MEHMET ALTUNKAYA

Miraç Kandili Hakkında Hutbe İçin Buraya Tıklayın


Etiketler :   , , , , , , , ,

Bu Yazı Toplam - 1.562 - Defa Okundu



Benzer yazılar


Google Arama Terimleri: