Hürriyet ve Mesuliyet Hakkında Vaaz

Hürriyet ve Mesuliyet Hakkında Vaaz

Kur’andan Öğütler > Hürriyet ve Mesuliyet Hakkında Vaaz > İslamda Hürriyet ve Mesuliyet > İmtihanın Önemi > Hürriyet ve Mesuliyet > Hürriyet ve Mesuliyet İle İlgili Vaaz > Vaazlar > Cuma Vaazı



Kur’andan Öğütler > Hürriyet ve Mesuliyet Hakkında Vaaz > İslamda Hürriyet ve Mesuliyet > İmtihanın Önemi > Hürriyet ve Mesuliyet > Hürriyet ve Mesuliyet İle İlgili Vaaz > Vaazlar > Cuma Vaazı

 

أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَن يُتْرَكَ سُدًى

İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır! (Kıyamet-36)

Bireyin uyum sağlaması, üzerine düşen görevleri yerine getirmesi ve kendine ait bir olayın başkaları üzerindeki etkilerinin sonuçlarını üstlenmesi, başkalarının haklarına saygı göstermesi ve kendi davranışının sonuçlarına sahip çıkabilmesi, sorumluluk olarak tanımlanmaktadır. Yüce Allah insanı, en güzel bir şekilde yaratmış (Tin 95/4),  halife olarak yeryüzüne göndermiş (Bakara, 2/30; Fatır, 35/39), gökte ve yerde ne varsa hepsini onun emrine amade kılmıştır (Lokman, 31/20; Casiye, 45/13). Sayısız nimetlerle ödüllendirilen bireyler, doğal olarak bazı ödevlerle sorumlu tutulmuş, “İnsan başıboş bırakılacağını mı zanneder?” (Kıyame 75/36) ayetiyle gelişigüzel davranışlardan uzak durulması istenmiştir.

Kâinatta her şeyi bir düzene göre programlayıp, çeşitli işlerle görevlendiren Yüce Allah (c.c), insanı aklı ve düşüncesi sayesinde, eylemlerinde serbest bırakmış, dünya ve ahretin mutluluk yollarını gösteren öğütler vermiştir. “Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi” (Ahzâb 33/72)  ayetiyle akılsız varlıkların sorunlulukları yerine getiremeyeceğini ve yükümlü olamayacaklarına işaret edilmiştir.

Dünya coğrafyasını paylaşan insanlar, Yüce Allah tarafından kendilerine verilen sayısız nimetleri gelişigüzel, saçıp savurarak, dengesizse kullanma hakkına sahip değildir. Yeryüzüne dağınık olarak serpiştirilen nimetler tüm insanların ortak malıdır. Dünya üzerinde yaşayan her birey bu doğal zenginliklerden imkânlar ölçüsünde istifade ettirilmelidir. Teknolojinin gelişmesiyle küçülen dünyamızda, kendisini dünyanın efendisi sayan, her türlü zulmü ve haksızlıkları insanlara meşru gören, nimetleri gelişi güzel kullanıp, sömürdüğü ülkelerin doğal zenginlikleriyle lüks içerisinde hayat sürenlere mukabil, açlık ve yoksullukla, ölümle pençeleşen insanların varlığı görmezlikten gelinemez.

Devletlerin, milletlerin, hatta aynı vatanı paylaşan bireylerin birbirlerine karşı birçok sorumlulukları vardır.  Öncelikle insanlar birbirini sevmeli, saymalı ve karşılıklı haklarını gözetmeleri gerekir. Sevgili Peygamberimiz, sevgiyi imanın gereği olarak nitelendirmiş, “İman etmedikçe Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de kâmil bir imana sahip olamazsınız”( Müslim, İman, 22);  “Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine acımada ve merhamette, bir vücut gibidir. Bir organ rahatsız olduğunda, diğer organlar da onunla birlikte ateşlenir, uykusuz kalırlar” (Buhârî, Edeb, 27) ifadeleriyle beyan etmiştir.

“Komşusu, zararlarından emin olmayan kimse cennete giremez” (Müslim, İman, 18) sözüyle bireylerin hakkını gözetmeyi, onlara zarar verecek söz ve davranışlardan kaçınarak kardeşçe yaşamayı önermiştir. Bunu başarabilmek için; rüşvet, faiz, karaborsacılık, kamu, şahıs mallarını zimmete geçirmek, alışveriş ve ticarette hile yapmak, aldatmak, sövmek, dövmek, kalp kırmak, gıybet etmek, iftira atmak, kişilerin şahsiyetlerine ve namuslarına dil uzatmak, yalan söylemek, haksız yere baskıda bulunmak, insanları rencide etmek, çirkin ve yüz kızartıcı işlerden uzak durmak gerekir.

Toplumda istenmeyen olumsuzluklara maruz kalan kimse, kötülüklere iyilikle mukabele etmelidir. Atalarımız, “iyiliğe karşı iyilik her kişinin, kötülüğe karşı iyilik er kişinin harcıdır” sözüyle iyiliği önermişlerdir. “İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost oluvermiştir” (Fussilet 41/34) ayeti de yapıcı davranışların olumlu sonuçlarına atıfta bulunmaktadır.

Toplumsal görevlerimizden biri de iyilikte yardımlaşmak, muhtaçlara yardım elini uzatmaktır. “İyilik ve takva üzere yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın” (Maide 5/2) ayetinde insanlara aydınlık bir gelecek sunulmaktadır. Hayali ve olumsuz düşüncelerden soyutlanarak gerçekçi ve yapıcı çalışmalar önerilmektedir.

“Bir müminin dünya sıkıntılarından bir sıkıntısını gidereni Allah, kıyamet günündeki sıkıntılarından bir sıkıntısını giderir; darlıkta olana kolaylık gösterene, dünya ve âhirette kolaylık sağlar; bir Müslüman’ın ayıbını örtenin, dünyada ve âhirette kusurlarını örter;  kul kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da ona yardım eder…” (Müslim, Zikr ve Dua, 11) hadisi şerifi de kalplerdeki kötü hastalıkların tedavisine vesile olmuştur. “…Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah bozguncuları sevmez” (Kasas 28/77) ayeti kerimesinde insanlara iyilik yapılması istenmektedir. Dolayısıyla Allah’ın rahmetini, yardımını ve rızasını isteyen kişinin, mutlaka ihtiyaç sahiplerine yardım elini uzatması gerekir.

Bu aynı zamanda dini bir ödev, toplumsal bir sorumluluktur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de zenginin malında fakirin hakkının bulunduğu bildirilmektedir: “Herhangi birinize ölüm gelip de, ‘Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!’ demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın” (Münâfikûn 63/10) buyrulmuştur.

İnsanların önemli sorumluluklarından biri de Allah’ın onlara sunduğu sayısız nimetleri iktisatlı kullanma yükümlülüğüdür. Bu imkânlar; dinî ve ahlakî ölçülere göre gereken yerlere, gerektiği kadar harcanmalıdır. Bunların toplumun zararına kullanılması; harcamada lüks ve israfa kaçılması yasaklanmıştır. İsraf, şahsi ve ailevi harcamalarda ileri gitmek, nefsin kötü arzularını tatmin için harcamaktır. Bu yanlış yaklaşımlar, toplum ekonomisini sarsar, kalkınmayı engeller ve kötü örnek oluşturduğu için toplumda huzursuzluklara neden olur. Diğer taraftan lüks ve israf, bencillik ve hasedi doğurur. Bu da, toplumda yozlaşmaya, çekişmeye, birlik ve beraberliğin parçalanmasına yol açar.

Hayatın her alanında temkinli ve orta yolu tutmak gerekir. “Onlar, harcadıklarında ne israf, ne de cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları, ikisi arasında dengeli bir harcamadır” (Furkan 25/67) ayetinde ölçülü davrananlar örnek gösterilmiştir. Dinen meşru olmayan işlere yapılan harcamalar yasaklandığı gibi, ihtiyaçtan fazlası da israf olarak nitelendirilmiştir. “…Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz. Çünkü o, israf edenleri sevmez” ayetiyle izah edilmiştir. (Araf 7/31).

Her birey, meşru yollarla çalışıp kendinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür. Böylece yakınlarına ve topluma yük olmaktan kurtulmuş, ülkenin kalkınmasına da olumlu yönde katkıda bulunmuş olur. Hz. Peygamber, dağdan odun toplayıp satmanın, başkalarına el açmaktan daha iyi olduğunu (Buharî, Zekât, 50) önermiş, kişilerin becerisine göre, helalinden ve kendi gayretiyle hayatlarını sürdürmelerine katkıda bulunmuştur. “Hiç kimse, çalışıp kazandığından daha hayırlı bir yemek yememiştir…” (Buhârî, Buyu, 15). “İnsan için ancak çalışıp kazandığı vardır” (Necm 53/39). v.b. tüm öneriler, her bireye toplumun gelişmesine ve refahına olumlu katkıda bulunma görevi yüklemektedir. Zira ülkelerin gelişmesi ve mamur hale gelmesi, o ülke halkının çalışıp kazanmasına bağlıdır.

Bir toplumda hayat düzeyinin ve milli gelirin yükselmesi, kişileri cömert, tok gözlü ve güvenilir yapar, fakirler de bu ekonomik gelişmeden kendilerine düşen payı alır. Yoksulluktan kaynaklanan kıskançlık da kendiliğinden kalkmış olur. “… Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Her türlü hareketinizde dürüst davranın. Çünkü Allah dürüstleri sever” (Bakara 2/195) ayetinde; özde, sözde ve tüm eylemlerde iyiye ve doğruya bir çağrı vardır.

Sorumluluk bilinciyle yaratılan insanın, başta Yaratıcısı olmak üzere, kendisine, ailesine, akrabalarına, komşularına, topluma ve tüm dünya insanlarına karşı ödevleri vardır. Bu yükümlülüklerin başında, Müslümanların birbirini sevmesi, haklarına saygı göstermesi, insanlara insan olduğu için saygı duyması gerekir. İslam ahlakıyla yetişen her mükellef, Allah için seven, sevilen, sayan, sayılan, merhamet eden, bağışlayan, hataları örten, güzel öğütlerde bulunan, özde, sözde ve yaşantıda tutarlı, kendisiyle, ailesiyle, çevresiyle, milletiyle ve bütün insanlıkla barışık olandır.

Ayrıca; maddi ve manevi alanda iyilikte yarışır, muhtaçlara yardım elini uzatır. Bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin ihtiyaçlarını helâlinden kazanarak karşılar. Harcamalarını ölçülü yapar. İsraf ve cimrilikten kaçınır. Boğazından geçen lokmanın sonucunu düşünür, hesabını veremeyeceği tüm etkinliklerden kaçınır. Ölmeden önce, kendini sorgulamasını bilir. Kısacık ömründe, ebedi mutluluğunu kazanır.

Selam ve dua ile…

Hürriyet ve Mesuliyet Hakkında Hutbe İçin Buraya Tıklayın

Merak ettiginiz konularda sayfanın en altındaki yorum bölümüne yorumunuzu bırakarak bilgi alabilirsiniz. Sorularınıza en kısa sürede cevap verilecektir.

Bu Yazı Toplam - 1.289 - Defa Okundu

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir